Dilekçeler
BAV Mensuplarının aileleri iftiraları yalanlıyor (video)
BAV Mensuplarının aileleri iftiraları dilekçelerle yalanlıyor
Star TV'de yayınlanan 22 Mart 2007 tarihli Objektif Programının deşifresi
Hüma Babuna'nın 15 Mart 2007 tarihli Habertürk ana haber bültenindeki açıklamaları
Basında çıkan BAV ve Sayın Adnan Oktar ile ilgili haberler
Ayetler
www.OktarBabuna.net

 

 

BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI

YABANCI MEDYA KURULUŞLARI

İLE BASIN TOPLANTISI

25.05.2007

 

Subtitle: English
Subtitle: German

FİLMİ BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ

FİLMİN DEŞİFRESİ

Adnan Oktar: Bien venue, Welcome,  çok memnun oldum gelişinizden, şeref verdiniz, güzel İstanbul'umuzun güzel bir köşesindeyiz şu an. Umarım bu bağlantılar, bu görüşmeler, AB içerisinde de devam eder, daha da gelişir, daha da güçlenir. Fransızlar genellikle kültürlü ve aydın insanlar olarak bilinirler. Özellikle felsefenin geliştiği ve güçlendiği bir memleket olarak bilinir Fransa. Özellikle o nedenle gelişiniz benim için çok önemli.

Adnan Oktar: Evet, sizden soru bekliyorum.

Adnan Oktar: Evet, özellikle felsefenin geliştiği ve güçlendiği bir memleket olarak bilinir Fransa.

Adnan Oktar: Özellikle o nedenle gelişiniz benim için çok önemli.

Adnan Oktar: Evet sizden soru bekliyorum eğer uygunsa.

Muhabir: Fransa'ya bu kadar çok kitap yollamanızın nedeni nedir? Yani amacınız neydi bunu yaparken?

Adnan Oktar: Fransa'ya kitabı yollayan ben değilim. Benim bağlı olduğum kitap şirketi gönderdi.

Adnan Oktar: Ama tabii oradaki amaç Fransa'nın bu mühim gerçeği görmesi, Fransız halkının bu mühim gerçeği görmesi.

Adnan Oktar: Evrim teorisi gerçekten doğru olmayan bir teori. Olsaydı zaten dinle de çelişmezdi. Ama İstanbul'da da, başka yerlerde de, Türkiye'nin her yerinde Dünya'nın her yerinde, yerin altını kazdığımızda her yerde canlıların değişmediğini görüyoruz.

Adnan Oktar: Bu bir gerçek. Aksini ispat eden hiçbir ara fosil yok. Olsa, şimdiye kadar bu ortaya çıkardı. Moleküler seviyede de bu aynı şekilde. Mesela bir hücre içerisindeki genetik bilgi büyük bir kütüphaneyi dolduracak kadar. Bunların tesadüfen olduğunu söylemek bu kadar zeki insanların olduğu dünyada çok büyük bir zorlama olur.

Adnan Oktar: Bir de Allah'ın olması insanları sevindirecek bir şey. Yani bu insanlar için bir sevinç vesilesi, rahatsız edici bir şey değil mutluluk verecek bir şey bu. Bu gericiliği, irticayı getirmez, mutluluğu, ilerlemeyi ve sevinci getirecek bir şey bu.

Muhabir: Şimdi teorinizin bilimsel bir teori olduğunu söylüyorsunuz. Ama bildiğim kadarıyla genelde bilim eğitimi almadınız. Bu durumda nasıl bilimsel olduğunu söyleyebiliyorsunuz teorinizin?

Adnan Oktar: Darwinizm'in geçersiz olduğu o kadar açık ve sarih ki, yani bunun için bir bilim eğitimine gerek yok. Mesela bu teybin bir fabrikada yapıldığını söylemek ve planlanarak  yapıldığını söylemek için özel eğitim alınmasına gerek yok. Bu çok açık, bunun özel bir bilgiyle yapıldığı. Yeraltından çıkan fosilleri çocuk olsa anlayacak gibi. Proteinlerin yapısı ortada. Bir proteinin meydana gelmesi sıfır olasılık, tesadüfen oluşması. Darwinizm'in yanlış olduğunu anlamak için, Allah'ın varlığını anlamak için akademik eğitime gerek yok.

Adnan Oktar: Evet yine sorularınızı bekliyorum.

Muhabir: Fransa'da bir çok liseye de kitaplarınız gitti. Şimdi yalnız Fransa tamamen laik olan bir ülke ve genelde dinin bilimle birarada uyum içinde olmadığı bir ülke şimdi burada amaç neydi?

Adnan Oktar: Hemen şunu belirteyim; laikliği ciddi anlamda savunan bir insanım. Laiklik dinin bir garantisidir. Fransa'nın laik olması da güzel. Ama ara fosil yoksa liseli ve üniversiteli insanlara ara fosil olmadığı halde ara fosil var demek aldatmaca olur. Milyonlarca fosil yaratılışı ispat ediyorsa ve bu gizleniyorsa, bu da bir aldatmaca olur. Onun için, gençlerin tarafsız düşünebilmesi için, gerçeklerin ortaya konması gerekir. Gençler veya  insanlar veya olgun insanlar kendileri buna karar versinler. Marksizm de okutulsun, faşizm de okutulsun, idealizm de okutulsun, diyalektik felsefe de okutulsun, yaratılış anlatılsın, insanlar buna karar versin. Fikirden korkulmasın. Fikirden korkulması o fikrin doğru olduğunu gösterir. Meydana gelen panik hem şaşırtıcı hem de biraz komik ve gereksiz. Şaşırtıcı olmasının nedeni, burada kullanılan abartılı kelimeler. Deprem, baskın gibi kelimeler çok abartılı. Buna gerek yok, ılımlı düşünmek ve geniş düşünmek gerekir.

Adnan Oktar: Buyurun sorularınıza devam edebilirsiniz. Eğer masanız uzaksa masanızı yakına aldırabiliriz. Ben uzak olmanızdan dolayı sanki zorlanıyormuşsunuz gibi bana geliyor. Veya şöyle alabiliriz sizi isterseniz. Rahat mısınız böyle? Tamam peki buyurun devam edebiliriz.

Muhabir: Evet bazı okullarda Darwinizm öğrettiler diye öğretmenler okuldan ayrılmak zorunda kalmışlar, işten atılmışlar, siz bunu doğru buluyor musunuz? Türkiye'de evet yani öyle haberler aldık. Böyle bir şeyi doğru buluyor musunuz?

Adnan Oktar:  Fikirden korkulması vahşi bir tavırdır. Her türlü fikir, her türlü ortamda rahatça ifade edilmesi gerekir. Darwinizmin önünde hiçbir engel olmaması gerekir, rahat rahat anlatılması gerekir. Ama bunun yanlışlığını ispat edenlerin de hürriyeti olması gerekir.

Muhabir: Peki hürriyetinizin kısıtlandığını mı düşünüyorsunuz?

Adnan Oktar:  Kitapların toplatılması oluyorsa veya kitapların yakılması tavsiye ediliyorsa bu bir hürriyet tahdididir tabii ki. Mesela kitapların yırtılmasını tavsiye edenler var, bayağı güçlü kitaplar yırtılacak gibi de değil. Yakmak da bir hayli vakit alır, çok zor olur o kitapları yakmak.

Muhabir: Soru kitapların dağıtımı üzerine. Fransa'da olsun, diğer tüm Avrupa'da olsun, bu kitaplar oldukça fazla dağıtıldı ve Fransa'da bu durumda bu dağıtımın finansmanı ne şekilde yapıldı veya vakfın finansmanı nereden geliyor diye şüpheler uyandı ve hatta sizin üzerinizde de bu finansman yüzünden şüpheler uyanmaya başladı.

Adnan Oktar:  Kitabın içeriği ve fikri üzerinde durulacağı yerde finansmanın üzerinde durulması bana biraz şaşırtıcı geliyor. Asıl önemli olan bence kitabın içeriği ve fikirleri, anlattığı fikir. Yani kitap o tarzda dağıtılmasa dahi zaten internette var, zaten halk buna çok rahat ulaşabiliyor. Böyle bir sorun yok. Yani biri kağıttan oluşuyor biri sanal bir görüntüden oluşuyor. Arada bir fark yok. Kağıdın bu kadar üstünde durmaya gerek yok.

Muhabir: Siz veya yayıneviniz kitabın yollanacağı üniversiteleri ne şekilde seçtiniz?

Adnan Oktar:  İnanın benim bu konuda bir bilgim yok. Ben sadece kitabı hazırlıyorum ve yazımında etkiliyim onun dışında dağıtımı ile ilgili herhangi bir bilgim yok.  Ama Fransa'daki üniversiteler bilinmeyen yerler değil. Benim bildiğim, yani herkesin bildiği yerler buralar. Adresi gizli devlet kurumları değil. Yani gizli polis merkezi olsa bu akıl alır ama üniversiteler bütün halkın bildiği yerler buraları. Bunda şaşıracak bir şey yok. Herhangi bir telefon rehberi bile yeterli bunun için.

Muhabir: Fransa'da sizin için veya organizasyon için çalışan kişiler var mı?

Adnan Oktar : Hayır.

Muhabir: Yani peki burada tüm Avrupa'da bu dağıtımı yaptınız acaba sadece bir reklam unsuru muydu?  Çünkü sonuçta biliyorsunuz bu kitapları yollasanız bile direkt öğrencilere ulaşamayacaklar arada komiteler var. Seçim komiteleri, onlar ayıklamaları yapacak.

Adnan Oktar: Hiçbir öğrenciye kitap gönderilmedi. Burada bir yanlış anlaşılma var. Benim gördüğüm üniversitedeki öğretmenlere, eğitim görevlilerine gönderildi. Hiçbir öğrenciye gönderilmedi şu ana kadar.
Muhabir: Ama nasıl olsa yolladığınız kişiler de bunları öğrencilere göstermeyecek mi sonuçta? Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı karar veriyor bu kitapların öğrencilere gösterilip gösterilmeyeceğine.

Adnan Oktar : Biz öğrencilerin arkadaşlar orada gönderen kişiler öğrenciler eğitilsin diye göndermiyor. Profesörler ve diğer bilim adamları bu kitap konusunda kritik yapsınlar, kanaatlerini belirtsinler diye gönderiliyor. Yayınevi bu amaçla gönderiyor. Ayrıca lise veya üniversite öğrencileri isterse internette birkaç tıklamayla girebilirler. Öğrenciler için zaten bir engel yok. Yani yirmi saniyelerini almaz ulaşmaları. Orta çağda olsa kitaba mecburduk ama şu an internet var.

Muhabir: Fikirlerinizin Avrupa'da daha çok gelişeceğini düşünüyor musunuz? Yoksa şimdiden geliştiğini, adımlar atıldığını düşünüyor musunuz?

Adnan Oktar : Çok sarsıcı oldu Fransa'da, yani adeta gerçekten şok oluşturdu. Şu ana kadar ortalık bomboştu. Bu konuda kimse muhalif bir fikir beyan edemiyordu. Fikir beyan edenleri de baskı uygulanıyordu. O kitabı okuyup da aksini iddia etmesi normal bir insanın çok çok güç. Zaten bunu Fransız Milli Eğitim Bakanlığı uzmanları da açıkladılar. Yani özel olarak direnmedikten sonra mümkün değil kabul edilmemesi. Çok açık ve sarih gerçekler.

Muhabir: Peki Türkiye'ye bakacak olursak Yaratılış teorisi kabul edilebilecek durumda mı?

Adnan Oktar : 1980'lerde Darwinizm Türkiye'de %50'nin üzerinde kabul ediliyordu. Ama şu an %90 kabul edilmiyor. Bu bilimsel çalışmaların bir neticesidir. Türk halkı gerçeklere karşı daima açıktır, samimidir. Ben Fransızların da o şekilde olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki yıllarda yapılacak kamuoyu yoklamalarında bunu göreceğiz hep beraber.

Muhabir: Şimdi bir yandan bilimsel eğitiminizin olmadığını söylediniz ve zaten bilimsel bir eğitim almanın gerekli olmadığını söylediniz yani gerçeği görmek için fosiller konusunda ama bir yandan da din açısından oldukça dine önem veren bir insan olduğunuzu biliyoruz. Dolayısıyla şu an yaptıklarınız acaba daha çok insanları İslam'ı kabul etmeyi, İslam dinine kendilerini adamaya yönelik değil mi?

Adnan Oktar : Bu sadece İslam dini açısından faydalı bir çalışma değil. Gerçi burada temel olarak tabii ki İslam'a faydası vardır. Ama bu Hıristiyanlık ve Musevilik içinde bu çok önemli bu açıklamalar. Biz İsrail'de de ateizmin ve Darwinizmin yaygınlaştığını biliyoruz. Bunu bir tehlike olarak görüyoruz. Nitekim benim kitabım İbranice'ye çevrildi ve İsrail'de de şu an satılıyor ve orada konferans da verdi arkadaşlarımız, anti-Darwinist. Ve bu çok etkili oldu. Katolikler, Protestanlar, Ortodokslar hepsi bu fikirlerden istifade ediyorlar. Çünkü bu dinlerin hepsinde tek bir Allah inancı vardır. Ve bunların hepsi kökende İslam dinidir. İbrahim, Nuh, Musa hepsi aynı şeyleri savunmuştur. Hepsi aynı fikri aynı inancı savunmuşlardır.

Muhabir: Biraz bu fikre nasıl ulaştığınızdan bahsedebilirsek, her zaman Darwin fikrine karşı mı oldunuz? Nasıl gelişti?

Adnan Oktar: Ben her şeye çok akılcı bakarım. Yani gerçekten samimi inandığım şeyleri savunurum. Baktım araştırdım, gerçekten Darwinizmin doğru olmadığına samini kanaatim geldi. Yani Allah o şekilde de yaratabilirdi, evrimle de yaratabilirdi. Ama gerçekten böyle bir şey yok.

Muhabir:  Mesela ailenizde bu tür fikirler var mı?

Adnan Oktar: Hayır hayır. Liberal bir aile bizim ailemiz. Laik ve liberal bir aile.

Muhabir: Peki bu durumda ailenizin bireyleri arasında Darwin teorisine inananlar var mı?

Adnan Oktar: Şu an yok.

Muhabir: Ama eskiden? Siz kendinizi laik olarak mı görüyorsunuz?

Adnan Oktar: Tabii ki laikliği çok önemli bir inanç ve düşünce olarak görüyorum.

Muhabir: Çünkü genelde din ile yaratılış teorisi karşılaştırılıyor ve laiklik genelde daha bilimsel bir yaklaşım oluyor.

Adnan Oktar: Hayır, laiklik dinle içiçedir. Hristiyanlıkla da çelişmiyor. Musevilikle de çelişmez, Müslümanlıkla da çelişmiyor. Laiklik dinin garantisidir. İnançsız insanlar için de bir garantidir. İnananlarla inançsızlar arasındaki dengeyi kurar laiklik.

Muhabir : O zaman teorinizin dünya çapında genişlediğini, yani sırf Türkiye'de müslüman camiasında değil de tüm dünya çapında genişlediğini düşünüyor musunuz?

Adnan Oktar: Düşünce değil, bir gerçek. Yani araştırmalar bunu gösteriyor.

Muhabir: Ama genel olarak bakıldığında Darwinizm'i illa da Tanrı'ya karşı bir teori olarak görmüyor musunuz? Çünkü demin dediniz ki Allah o şekilde de dünyayı yaratabilirdi ama öyle olmamış size göre. Biraz daha açar mısınız?

Adnan Oktar: Ben gerçeği araştırıyorum. Gerçekten de Allah o şekilde yaratabilirdi. Ama o şekilde yaratılmadığını görüyoruz. Milyonlarca fosil yaratılışı gösteriyor. Eğer evrim doğru olsaydı milyonlarca ara fosil olması gerekirdi. Darwinizm çok usta bir propagandayla bütün dünyayı ikna etmiş şu ana kadar. İnsanlar şaşkınlık ve hayret içinde uyanıyorlar ve böyle bir teoriye nasıl inandıklarına kendileri de şaşırıyorlar sonra. Şu an Türkiye'de Darwinizm'i savunan biliamadamı, profesör sayısı parmakla sayılacak kadar düştü. Eskiden üniversitelerde hakim düşünceydi bu.

Muhabir: Peki şu an Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı açısıdan resmi olarak Darwinizm'i reddetme gibi bir durum söz konusu olabilir mi, dünyada böyle bir şey söz konusu olabilir mi?

Adnan Oktar: Fikirlerin reddedilmesi doğru değil. Darwinizmin ben okullarda üniversitelerde okutulmasını istiyorum. Ama verilen cevabın da okutulması istiyorum. Eğer verilen cevap yasaklanırsa insanlar buna mutlaka bir şekilde ulaşırlar. Yasaklanan fikirler insanlara çok ilginç gelir ve mutlaka ulaşırlar gerçeğe. Yasaklama bir çözüm değil. En güzeli fikir özgürlüğü.

Muhabir: Şu an hükümette olan partinin desteğini aldınız mı?

Adnan Oktar: Hayır hayır. Öyle birşeye ihtiyacımız da yok. Benim ihtiyacım yok. Bu fikir zaten çok güçlü ve çok açık bir fikir. Destekle ayakta duracak bir fikir değil.

Muhabir: Hükümet yardımı derken şunu kast etmek istemiştim, belediyeler, valiler size kendi salonlarını vermişler konuşmalar yapmak için. AKP döneminde bu daha kolay oldu da, daha önceki hükümetlerde daha zor oldu diyebilir miyiz?

Adnan Oktar: Hayır hayır. Artık arkadaşlarımız lokantalarda, kebapçı salonlarında bile sergiler hazırladılar. Bir çok legal çalışma bu şekilde yapılmış oldu. Gösterilen yoğun reaksiyona rağmen halkımız gerçekleri savunduğu için halkımızın desteğiyle bu ilmi gelişmeler kolay zemin buluyor. Yoksa belediyelere ve bu tip kurumlara çok fazla baskı oldu. Ama arkadaşlar resmi olmayan yerlerde sergiler yaparak, konferaslar yaparak çok güzel başarılı neticeler aldılar. Ama nadir olarak da resmi binalarda da yapıldığı oldu. Ama legal hakkımızdı bu. Her Türk vatandaşının hakkı olduğu gibi bizim de hakkımızdı. Yani özel bir destek olmadı.

Muhabir: Ama şu an AKP hükümetteyken sizin fikirlerinizi sunmanız için ortam daha kolay değil mi?

Adnan Oktar: Biz en zor şartlarda dahi anlatmıştık fikirlerimizi. AKP daha yeni iktidara geldi. Ben 1980'den beri fikirlerimi anlatıyorum.

Muhabir: Fransa'da sizin hukuk açısından yaşadığınız problemlerle ilgili bir çok makale de yer aldı. Bu konuda da bilgi verebilir misiniz?

Adnan Oktar: Psikolojik savaşın bir gereği olarak oluyor bunlar. Fikire fikirle karşılık verememenin bir acizliği. Materyalistlerin acizliklerinden başvurdukları son çözüm bu. Ama bunlardan da etkilenmiyoruz. Etkilenmeyiz. Halkımız bunun farkında zaten. Akıl almaz iftiralarla akıl almaz baskılarla bu fikrimizin durdurulması için gayret ediliyor. Fakat buna rağmen hızla doğru olan bu fikrimiz yayılıyor.

Muhabir: Bu Mayıs ayında Yargıtay'ın bir karaı oldu. Yargıtay'ın kararı doğrultusunda bir açıklama yapabilir misiniz? Bu konudaki düşünceniz nedir?

Adnan Oktar: Yargıtay kararı daha bize belirtilmeden basına servis edildi. Anlatmak istediğim konu için de bu çok güzel açık bir delil. Bize 3 gün sonra açıklandı, basına açıklanmasından. Bu poliste alınan, zorla alınan ifadelerin, polis baskısıyla şiddet ortamında alınmış ifadelerin tekrarından ibarettir, Yargıtayın açıkladığı izahlar. Öyle bir ortamda dünyada hangi insan olursa olsun ister Fransız olsun ister Türk olsun aynı ifadeleri verirdi. Can kaygısıyla, insanın canının kurtarması için yaptığı bir eylem bu. Bize hazır ifadeler getirildi ve altına imza atmamız istendi. O ortamda en akılcı tavır oraya imza atmaktı. Aksini yapsaydım şu an ne olurdum bilemiyorum.

Muhabir: Peki size o ortamda yapılan baskı derken neyi kastediyorsunuz?

Adnan Oktar: İşkence. Bununla ilgili çok fazla adli tıp raporu var. Bununla ilgili belgeleri size sunabilirim. Bu işkenceyi yapan polisler şu an 120 yıl hapis cezasıyla yargılanıyorlar ayrı ayrı. Birçok arkadaşım sakat kaldı. Ben sakatlanmamak için imzayı attım. Şu an sağlam olarak karşınızdayım. Ama siz de olsaydınız inanın atardınız o ortamda imzayı. Yani buraya atılan imzayı kullanmak akıllı vicdanlı bir insanın yapacağı birşey olamaz.Yani bu işkence ortamında atılan imzayı bu şekilde bir propaganda aracı olarak kullanmak vicdanlı bir insanın yapacağı birşey değil. İşkence lanetlenmesi gereken bir şeydir, desteklenmesi gereken birşey değildir. İşkence reddedilmesi gereken birşeydir. Eğer bu ifadeler kabul edilirse işkence de kabul edilir. Bize diyorlar ki işkence çekseydiniz fakat kabul etmeseydiniz diyorlar. Biz de buna gerek duymadık nasıl olsa savcılıkta ve hakim karşısında reddederiz diye düşündük. Nitekim savcılıkta ve hakim karşısında reddettik. Ama buna rağmen bu beladan 8 yıldan beri kurtulamadık. Halen de uğraşıyoruz. Ama bu boş bir çaba. Ben bir araştırmacıyım ve yazarım. Bütün insanları seviyorum. Çok şefkatli ve sevgi dolu bir insanım. Her türlü güzellikten estetikten zevk alan bir insanım. Demokratım. Bana verilen paye ise çok garip, polis fezlekesinde verilen paye. Yani polis fezlekesinde iddia edilen şey. Çete lideri olarak tanıtılıyorum. Ben soygun yapmadım. Adam öldürmedim. Kimseyi tehdit etmedim. Gasp da yapmadım. Benim hayatım ortada ve bütün herkes beni tanıyor. Bu yönde aleyhte beni suçlayacak hiçbir delil dava dosyasında yok. Yani şu an dosya tamamen boş. Tek bir tane delil yok. Şantaj delillerinden bahsediliyor. Şantaj kasetlerden bahsediliyordu, tek bir tane delil yok. Yani iddia edilen hiçbir delil yok. Bu sadece psikolojik savaşın bir oyunu.

Muhabir: Peki bu prosedürün sonucu konusunda optimist misiniz? Yani daha iyiye gideceğini düşünüyor musunuz?

Adnan Oktar: Tabii ki Türk adaletine güveniyorum. Türk adalaetini bu konularda tenzih ederim. Türk adaletine baskı yapan gizli bir mekanizma var. Benim muhatap olduğum anlattığım hitap ettiğim kişiler onlar. Türk adaleti dürüsttür ama ciddi baskı altındadır. Bunu Yargıtay başkanı da söyledi, başbakan da söyledi. Yeni söylediler daha. Bu kararın açıklandığı gün Yargıtay başkanı söyledi. Başbakan da dün açıkladı. Yargının üstündeki baskı kaldırılmalı. Yargı hür olmalı. Devletin içine sızmış karanlık çetelere son verilmeli.

Muhabir: Peki bu adalet içine sızmış ve ı bu tür baskıları uygulayanlar, sonuçta size karşı da oluyor bunlar, sizce kim olabilir?

Adnan Oktar: Devlet bundan zaten şikayetçi. Buna Türkiye'de derin devlet deniyor.

Muhabir: Dine karşı olan kimseler mi sizce?

Adnan Oktar: Evet sol bir yapılanma. Sol materyalist bir yapılanma. Hatta marksist bir yapılanma. Materyalist. Komünist bir yapılanma.

Muhabir: Peki derin devlet dediğinizde daha çok Kemalist bir düşünce olmuyor mu?

Adnan Oktar: Hayır, Mustafa Kemal Türkiye'nin medar-ı iftiharıdır. Türkiye'ye demokrasiyi getiren odur. Bütün bu gördüğümüz özgürlükleri, hürriyetleri, güzellikleri getiren odur. O yine Marksistlerin yaptığı bir propagandadır. Atatürk şiddetle karşıydı, bu tip illegal yapılanmalara. İllegal yapılanmalardan masonluğa da karşıydı. Mason localarını kapattırdı bu yüzden.

Muhabir: Ama sonuçta günümüzde Kemalist düşüncede olanlar sonuçta illaki eskiden Mustafa Kemal düşüncesinde olan kişilerle aynı fikirlere sahip olmayabilirler, yani geçmişteki Kemalistlerle bugünkü Kemalistler arasında fark olabilir.

Adnan Oktar: Mustafa Kemal Atatürk'ü bir kısım komünistler şu anda kullanmaya kalkıyorlar ama beceremeyecekler. Bu doğru.

Adnan Oktar: Mao'yu, Stalin'i, Lenin'i savunanlar Atatürk'ü savunur konumdalar şu an. Bu bir oyundur. Lenin de eserlerinde buna dikkat çekiyor. Bu tip taktiklerin kullanılmasını tavsiye ediyor  Marksistlere. Bu taktiği tavsiye etmektedir ve onlar da uygulamaktalar şu anda. Ne milletimiz ne ordumuz böyle bir oyuna gelmez. Ama yoğun bir faaliyet var bu yönde, bu doğru.

Muhabir: Çok araştırma yaptınız acaba Atatürk'ün Darwinizm ile ilgili bir fikri var mıydı bunu araştırdınız mı?

Adnan Oktar: Evet. Atatürk Allah'a inanan, dinin varlığını savunan bir insandı. Elmalılı Hamdi Yazır isimli kişiye Kuran tefsiri yaptırmıştır. Yani Kuran'ı açıklattırmıştır. Kuran'ı açıklatan bir kitap yazdırmıştır. Tam bir beyefendidir. Dindardır. Dinin lüzumuna ve dine inandığına dair çok fazla ifadesi var. Bu konuda benim birçok kitabım var. Buradan bu konuları alabilirsiniz. Belgeleriyle açıklıyorum.

Muhabir: Aslında spesifik olarak Darwinizm ile ilgili sormuştuk yani bu konu ile ilgili fikri var mıydı?

Adnan Oktar: Zaten Allah'a inanan bir kişinin dindar olması, Kuran'ı savunması, Atatürk'ün bu yeterli. Kuran'da çünkü yaratılış vardır.

Muhabir: Sonuçta tek Allah'a inanan dinler arasında bu kadar radikal değil de daha geniş bakış açısı olanlar davar, mesala Papa örneğin insan Allah tarafından yaratılmıştır, ama 3 günde mi 6 günde mi yaratıldı bu kadar net, radikal konuşmuyor. Sizce daha ara fikirler olamaz mı?

Adnan Oktar: Papa Darwinizme inanmıyor.

Muhabir: Ama Darwinizmde de herşey reddedilmemeli.

Adnan Oktar: Evet ama daha önceki Papa kabul ediyordu. Fakat bu Papa kabul etmiyor. Etkimiz görülüyor burada. Çünkü Papa'ya da kitabımdan göndermiştim. Hemen etkisi görüldü.

Muhabir: Hangi etkiler?

Adnan Oktar: Açıklamasından anlıyoruz. Darwinizme karşı olduğunu net açıkladı.

Muhabir: Kitabınıza karşı Avrupa'dan başka olumlu tepkiler aldınız mı? Mesela irtibatlar?

Adnan Oktar: Çok çok fazla.

Muhabir: Ne gibi mesela?

Adnan Oktar: Size onları fotokopilerini belge olarak sunabilirim. Yani yüzlerce belge var. Mektup, teşekkür mektupları var, tebrik mektupları var. Çok seçkin çevrelerden geldi bu yazılar. Profesörlerden, araştırmacılardan, devlet büyüklerinden, Fransız devletinin ileri gelenlerinden de birçok yazı aldık. İsimlerini duyduğunuzda şaşıracaksınız. Biraz sonra sunacağım.

Muhabir: Hemen söyleyin lütfen.

Adnan Oktar: Birisi eski başbakanınız. Evet. Alain Juppe.

Muhabir: Alain Juppe sizi tebrik etmek için mi bir mektup yolladı?

Adnan Oktar: Evet. Bir ay olmuştur.

Adnan Oktar: Bak birçok sırrımı söylüyorum size.

Muhabir: Sadece  nasıl çalıştığınızı anlamak açısından soruyorum. Kendisinin size ait şahsen fosilleri mi var yoksa ne şekilde araştırmalarınız yapıyorsunuz, çalışmalarınızı yürütüyorsunuz?

Adnan Oktar: Birçok müzede milyonlarca fosil sergileniyor dünyanın her tarafında. Özel müzeler var ayrıca. Binlerce koleksiyoner var. Bunların koleksiyonlarından istifade ediyoruz.

Muhabir: Sizin şahsen bir koleksiyonunuz var mı?

Adnan Oktar: Evet mütevazi küçük bir koleksiyonum var. Benim değil de arkadaşlarımın küçük bir koleksiyonu var.

Muhabir: Sergilerinizde gördüğümüz fosiller nereden? Bunlar için para ödediniz mi? Nasıl getirtildi?

Adnan Oktar: Onlar da herhalde çeşitli koleksiyoner kişilere ait. Onlar hakkında bilgim yok. Ama Türkiye'de çok koleksiyoner var.

Muhabir: Şimdiye kadar kaç yerde sergi düzenlendi?

Adnan Oktar: En az yüzlerce. İki yüz, üç yüz yerde sergilenmiş olabilir. Yani Türkiye'den ümitlerini kessinler. Darwinizm Türkiye'de bitti. Bunu bilimadamları da söylüyorlar. Gerçekten  geri dönüşü olmayacak şekilde bitti.

Muhabir: Sizin misyonunuz bitti mi böylece?

Adnan Oktar: Dünya çapında olduğuna göre çalışmamız devam edecek demektir.

Muhabir: Yurtdışında böyle sergiler açmayı düşünüyor musunuz?

Adnan Oktar: Yurtdışında zaten sergiler yapılıyor.

Muhabir: Öyle mi, hangi ülkelerde?

Adnan Oktar: Yok, koleksiyonerlerin yaptığı özel sergiler, koleksiyoner arkadaşlarımın, tanıdıklarımın yani bu fikirleri savunan kişilerin bu düşüncede olan kişilerin yaptığı sergiler. Özel sergiler.

Muhabir: Bir sonraki etapta Avrupa ülkeleri açısından sizin için hangisi olacak?

Adnan Oktar: Belli bir planım yok.

Muhabir: Konferanslar, seminerler konusunda belli bir planınız yok mu?

Adnan Oktar: Fransa'da düşünüyor arkadaşlarım. İnşaAllah orada da Fransız derin devletiyle karşılaşmayız.
Muhabir: İsviçre'de veya Belçika'da düşünüyor musunuz?

Adnan Oktar
: Tabii tabii, bir sınır yok. Ama Darwinizmin dünya çapında sonu geldi, bunu açıkça söyleyebilirim. 10-15 yıl sonra Darwinizm bir hikaye olarak anlatılacak. Çünkü yeni gençlik çok uyanık, internete giriyorlar, gerçekleri arıyorlar. Artık kitle eğitimi yok, tek yönlü eğitim yok, çok yönlü eğitim var. Eğer internete filtre sistemi kurmazlarsa bu kesin böyle olacak gibi görülüyor. Darwinizmin olmaması çok mutluluk verecek birşey yani bir ölüm haberi gibi alınması yanlış.       

Muhabir: Peki sizin için ileride gelecekte Darwinizmin sona ermesi aynı zamanda terörün sona ermesi, bu tür şeylerin de mi sona ermesi olacak?

Adnan Oktar: Tabii ki tabii ki tabii... Teröre Bilim Araştırma Vakfı ve şahsım şiddetle karşıyız. Bir insanlık ayıbıdır,  insanlık suçudur. Evet. Hiçbir din ne Hristiyanlık, ne  Musevilik, ne İslamiyet  terörü savunmaz. Terörü yapanların hepsinin kökenine indiğimizde Darwinist ve materyalist olduklarını ve gizli komünist  olduklarını görüyoruz.   

Muhabir: Bu durumda 15 sene sonra terörizm diye birşey kalmayacak diyebilir miyiz?

Adnan Oktar: Pek tabii ki. Barış çağı gelecek, Altınçağ diyoruz buna.

Muhabir: Ama peki Müslümanlar içinde, diğer insanlar içinde de olsun yaratılışa inanan ama yine de terörist olan kişiler de var.

Adnan Oktar: Bunun cevabını biraz sonra versem uygun olur mu? Çünkü duyamazlar ezan okunduğu için.

Adnan Oktar: Tamam olur, tabii ki tabii ki olur, buradayız yani…

Adnan Oktar: Evet devam edebiliriz, sorunuzu tekrarlamanızı rica ediyorum.

Muhabir: Yani sonuçta, dine inananlar arasında da, İslam'a inananlar arasında da teröristliği gerçekleştiren kişiler var.

Adnan Oktar: Bu tamamen dini bilmemekten kaynaklanan yanlış bir düşünce ve yanlış bir eylem. İslam dini terörü kesinlikle kabul etmez. Bu açık açık ifade edilmiştir.
Kuran'da bununla ilgili çok fazla ayet var. Aynı şekilde İncil'de de terörü teşvik eden hiçbir ayet yoktur. Evet. Tevrat'ta da yoktur, yani Musevilerin kutsal kitabında da yoktur.

Muhabir: Bizim de sorularımız olacak.

Adnan Oktar: Tabii, peki, o zaman sizi böyle alalım isterseniz yahut nasıl  isterseniz kolay olur…

Tarkan Yavaş: Belki tercüme, onlara da tercüme yapılması açısından.

Adnan Oktar:  Türk asıllı değil mi bunlar? 

Tarkan Yavaş: Evet.

Adnan Oktar: Tercüme?

Tarkan Yavaş: Fransızlar'a da belki.

Adnan Oktar: Anladım tamam peki, ama en azından arkadaşları şöyle alsak ben boynumu iki tarafa…

Çevirmen: Ben böyle geçeyim.

Adnan Oktar: Evet rica etsem. Mümkünse…

Çevirmen: İsterseniz ben onların yanına geçeyim.

Adnan Oktar: Olabilir.

Çevirmen: Masadan, yani gürültü olmasın, onlara direkt oradan söyleyeyim. Yani Siz bilirsiniz.

Adnan Oktar: Olur, olur olur... Tabii tabii… Güzel… Evet evet evet, olur evet. Merhaba.

Muhabir: Darwinizmin geçerli olduğu toplumlarda o toplumların inançlarıyla da çelişmesine rağmen çok ciddi noktalarda refere edilebilen bir görüş. Bu görüş sizce neye hizmet ediyor ki bu kadar inançlarıyla bile bazen bazı  noktalarda çeliştiği halde bu kadar refere edilebilir ve güçlü halde karşımıza çıkıyor sizce, Darwinizm neye hizmet ediyor? Amacı nedir? İkinci sorum da bu mücadelenizde İslam Dünyası'nda hiç destek buldunuz mu? Diğer İslam ülkeleri ya da en azından Türkiye kadar laik olmasa bile Darwinizmi özünde reddeden  bir inanç paylaşan ülkeler arasında destek gördünüz mü?

Adnan Oktar: Tabii ki bütün İslam ülkelerinde Darwinizme karşı ciddi bir uyanış var. Eskiden hakikaten İslam ülkelerini çok etkisi altına almıştı Darwinizm. Ama şu an süratle bundan kurtuluyorlar. Darwinizme dünya çapında olan destek de şu anda süratle erimeye başladı. Darwinizme karşı olan destek.

Türk Gazeteci: Peki neye hizmet ediyor sizce Darwinizm? Bu kadar yaygın ve  dünyanın işte en azından inançlarıyla örtüşmeyen büyük toplumlarına bile  hükmedebilecek kadar gelişmesi  temelinde neyi barındırıyor? Bilimsel olarak belki yatırıldı masaya ancak fakat reddedildiği kadar oranda da olmadı?

Adnan Oktar: Komünizmin, faşizmin, emperyalizmin ana silahıdır Darwinizm, yani bu olmadan ne komünizm olabilir, ne Darwinizm olabilir ne emperyalizm olabilir. Darwinizme şiddetle ihtiyacı var bu düşüncelerin... 

Adnan Oktar: Nasıl yapıyoruz şimdi?

Tarkan Yavaş: Toplantı bittiyse o zaman diğerleriyle devam edebiliriz.

Adnan Oktar: Tamam o zaman onu açıkla sen.

Tarkan Yavaş: Başka soru yoksa?

Adnan Oktar: Çok teşekkür ederim Türk  basın mensubu arkadaşlar için, Fransız arkadaşlarla devam edeceğiz değil mi?

Tarkan Yavaş: Biz devam edebiliriz onlarla.

FİLMLERİ BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ

BAV Basın Toplantısının Deşifresi

Tarkan Yavaş : Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Bu toplantımıza, davetimize icabet ettiğiniz için teşekkür ediyorum hepinize. Bugün BAV'la ilgili bir haber basında yer aldı, hepiniz biliyorsunuz, görmüşsünüzdür. Biz bu haberin içeriğine yönelik yaptığımız araştırmada bu haberin herhangi bir doğruluk vasfı olmadığını tespit ettik. Habere göre Yargıtay'da görülen BAV davasıyla ilgili konu bozulmuş, kararı bozulmuş olarak gösterilmekte. Biz Yargıtay'a yaptığımız başvuruda, yani dün mesai saatinin bitimine kadar yapmış olduğumuz, avukatlarla yapmış olduğumuz girişimlerde böyle bir kararın çıkmadığını tespit ettik ve aynı zamanda yine Yargıtay'ın internet sitesinde de böyle bir kararın olmadığını gördük. Dolayısıyla Yargıtay 8. Daire'nin bugün basına yansıyan şekliyle bir kararının olmadığı görülmektedir. Böyle bir karar yoktur, hiçbir resmiyet içermemektedir. Dolayısıyla bu noktada şu açıkça görülmektedir ki, BAV'a yönelik bugüne kadar yapılmış olan manipülasyonlar ve birtakım yönlendirmeler tekrar yapılmakta. Ve Yargıtay 8. Daire mensupları baskı altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu tarz negatif haberlerle, negatif duyurularla -yine daha önce yapıldığı gibi- yargı baskı altına alınmaya çalışılmakta ve yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Biz elbette ki böyle bir şey olacağını düşünmüyoruz. Türk adaletine ve yargısına güvenimiz sonsuz. Ancak siz de biliyorsunuz daha önceden de BAV davasının çeşitli evrelerinde bu tarz yönlendirmeler olmuştu. BAV mensuplarına ait olmayan ifadeler, bizim bilgimiz dışında, görmediğimiz ifadeler, yine böyle bu şekilde basına yansıtılarak toplumda bir infial oluşturma amacı güdülmüştü. Ben burada bu konuya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Ve BAV'a yönelik teşebbüsün, bu komplonun açığa çıkmış olmasını diliyorum. Özetle böyle bir karar yoktur. 8. Ceza Dairesi'nin BAV’nın aleyhine vermiş olduğu bir bozma kararı yoktur. Bu özellikle belirli bir odağın ortaya attığı bir iddiadır. Bunun hiçbir resmiyeti yoktur. Bu sadece yargı mensuplarını yönlendirmek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca böyle bir şeyin, tabii şu da çok düşündürücü, böyle bir karar yokken böyle bir şey ortada yokken nasıl oluyor da, kimler tarafından böyle bir karar basına yansıtılıyor. Ve BAV’a yönelik negatif bir hava estiriliyor. Malumunuz son günlerde yine çeşitli basın kuruluşlarında da, yine BAV'a yönelik bu tarz negatif bir hava estirilmeye çalışıldı. Çeşitli aileler ve aile içi meseleler gündeme getirilerek bunlar BAV'a mal edilmeye çalışıldı. Gerçekte BAV ile hiçbir ilgisi olmayan bu tarz konuların gündeme getirilerek, bir komploya, BAV'ın faaliyetlerini engellemeye yönelik bir çabaya zemin hazırlatıldığı görülüyor. Bu konuda siz basın mensuplarının da özellikle dikkatini çekmek istiyorum ve çok önemli görüyorum. Ayrıca burada Yargıtay'ın ortaya attığı iddia edilen, Yargıtay'ın bozma kararı da içerik anlamında son derece acemice hazırlanmış bir komplo. Çünkü hem mantık olarak hem vicdanen böyle bir kararın verilmesine imkan yok. Böyle bir şeye inanmamızın imkanı yok böyle bir şey olamaz. Çünkü BAV'ın bir suç örgütü olmadığı defalarca tam 9 ayrı mahkemede görülerek çeşitli evrelerden geçirilerek gösterildi, ispatlandı. İlk 3. DGM’de, daha sonra 4. DGM de ve daha sonra da muhtelif 7 mahkemede görülen davamızda hiçbir zaman BAV için suç örgütüdür ifadesi kullanılmadı. Size daha sonra detaylarını da verebilirim. Tam tersi suç örgütü olmadığı yönünde ibareler ve kararlar var, mahkeme dosyalarında. Ayrıca bu son zaman aşımına uğrayan davamızın kararının bozulduğu iddia edilmekte. Bu zaman aşımına uğramayan parçası ise 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam etmiştir ve sonuç itibariyle BAV'ın tüm mensupları adına ve özellikle fahri başkanımız Sayın Adnan Oktar'ın adına beraat kararı verilmiş, “hiçbir şekilde suç unsuruna rastlanmamıştır” ifadesi kullanılmıştır. Yani bu çok açık bir şekilde ortaya konulmuş ve bu kararda onanmış ve kesinlik kazanmıştır. Şimdi hal böyleyken, önümüzde neredeyse onlarca mahkeme kararı varken, bu kadar savcılık kararları varken, biz durup dururken daha resmiyeti olmayan bir haberi ortaya atmanın son derece art niyetli olduğunu, Bilim Araştırma Vakfı'na karşı süregelen art niyetin devam ettiğinin bir göstergesi olduğunu açıkça söylüyoruz ve bu konuda da basın mensuplarımızı uyarıyoruz.

Muhabir : Bir soru soracaktım.

Tarkan Yavaş : Evet, buyurun.

Muhabir : Bu haber devletin haber ajansından, Anadolu Ajansından tüm gazetelere geçildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tarkan Yavaş : Şimdi dediğiniz gibi burada tek bir Muhabir var, bize gelen. Bir Anadolu Ajansı’nın. Yani biz bu haberin kaynağını sorduk, araştırdık, çünkü sonuçta Yargıtay'ın kararı en çok bizi ilgilendiriyor ve biz bu karara ulaşmaya çalışıyoruz. Böyle bir karara ulaşmak için sorduğumuzda, tek bir Muhabirin böyle bir şey söylediğini, hatta Muhabirle yaptığımız konuşmada Muhabirin “Ben bunu sözlü duydum, yani herhangi bir yazılı belge yok, ben bunu sözlü duydum ve bunu ifade ettim” şeklindeki beyanı var. Yani artık bunu siz yorumlayın. Tek bir Muhabir böyle bir şey yapıyor, böyle bir girişimde bulunuyor, böyle bir haber geçiyor, bir anda basında böyle bir hava estiriliyor.

Muhabir : Aldığım notlar arasında “Birtakım unsurların manipülasyonu dediniz ve 8. Daire mensuplarının baskı altında olduğunu söylediniz. Bunları biraz daha somutlaştırabilir misiniz? Karşınızda ne var, sizinle kim uğraşıyor, yani amaçları. Bu konuda yaptığınız araştırmalardan bahsettiniz. Bunu biraz daha açar mısınız?

Tarkan Yavaş : Şimdi tabi özetle Bilim Araştırma Vakfı, milli manevi değerlerine bağlı, Atatürkçü, ilerici, demokrat, hukuka saygılı, üniter devletin önemine inanmış insanlardan oluşan bir sivil toplum kuruluşudur ve 1990 yılından beri çok uzun yıllardır bu konuda yurtiçinde ve yurtdışında faaliyetler yapmaktadır. 3000'e yakın konferans, yüzlerce kitap, belgesel film ve internet siteleri vardır. Ve bu yurtiçinde ve yurtdışında ciddi anlamda takip edilmektedir her ay 1,5 milyonun üzerinde eser indirilmektedir internetten. Şimdi böyle bir faaliyeti olan vakfın, elbette ki fikri anlamda karşıtları da bulunmaktadır. Özellikle materyalist zihniyetteki, Darwinist zihniyetteki insanlar bu faaliyetlerine karşı uzun yıllardır Bilim Araştırma Vakfı'na bir takım iftiralarda bulunarak, iddialarda bulunarak bunu engellemeye çalışmışlardır. Fikri olarak Bilim Araştırma Vakfı'na bir şey söyleyemeyenler, bir karşılık veremeyenler, hep böyle iftira atarak, hep böyle bir takım yalancı şahitleri ortaya atarak, olmayan konuları şaibeli bir şekilde gündeme getirerek Bilim Araştırma Vakfı'na dikkat çekilmekte, hedef haline getirmişlerdir. Bilim Araştırma Vakfı'nı hedef haline getirmeleri, yani toplumda suni bir infial oluşturmaları elbette ki bir takım mekanizmaları döndürmekte, elbette ki yargıyı onları, bir takım düşüncelerini baskı altına almaktadır. Yani bundan daha açık bir baskı olamaz herhalde, olmayan bir şeyi varmış gibi ortaya atıp insanları suçlamak, yargısız infaz yapmak, bundan daha herhalde baskı oluşturacak bir hareket düşünemiyorum.

Muhabir : Adnan Oktar niye katılmadı, katılacağı belirtildi?

Tarkan Yavaş : Kendisi katılmak istiyor, katılmak üzerede yola çıktı, buraya geleceğini umuyorum. Kısa bir süre sonra burada olacağını düşünüyorum.

Muhabir : Bir de bu toplantıya gelen basın mensupları adları alınırken kayda alındılar, bir nevi fişleme gibi. Hiçbir toplantıda görmediğimiz bir şey. Bugün basında yer alan iddialarda, ki doğru olmadığını söylüyorsunuz, gazeteciler üzerine baskı kurmakla ilgili bir suçlamadan bahsediliyor. Burada yapılan uygulama nedir, bunun altyapısı değil mi, ne sebeple gazeteciler görüntü altına alındı?

Tarkan Yavaş : Yok kesinlikle öyle bir şey söz konusu değil, koskoca bir medyayı, basını bu şekilde böyle bir şey olması, yani baskı altına almamız düşünülemez. Buradaki amaç şu, biz basınla gerçekten yakın bağlantıda olmak istiyoruz. Çünkü demokratik yapının oturması, Türkiye'de birçok şeyin şeffaflaşması için basın burada çok önemli bir yer tutmaktadır. Bilim Araştırma Vakfı gibi sürekli böyle birtakım komplolara, iftiralara maruz kalan bir sivil toplum kuruluşu için basının gözü önünde olmak bizim için çok önemli. Buradaki tek amacımız basınla yakın ilişkiler kurabilmek, bazı anlarda onlara kolayca ulaşabilmek ve onları doğru bilgilendirmektir. Çünkü aleyhimize son derece yanlış fikirler ortada dolaşmakta, ve iddialar vardır. Özellikle geçmişimize baktığımızda, özellikle Adnan Bey'in geçmişine de, hayatına da baktığımızda, birtakım iftiralar olmuştur, mesela bir kokain komplosu olmuştur. Yani çok bariz bir şeydir, bu devletin kayıtlarına geçmiş bir komplodur, bu sözde benim söylediğim bir komplo değildir. Dolayısıyla burada da bunların şeffaflaşması, ortaya çıkarılması konusunda en etkin kurum da basındır. Elbette ki biz basınla aramızı daha sıkılaştırmak isteriz, ilgisinin daha fazla bizim üstümüzde olmasını isteriz ki biz bu iftiralara açıklama getirebilelim. Yanlış bilgileri düzeltebilelim. Elbette ki siz de doğru olanı arıyorsunuz. Doğru bilgileri arıyorsunuz. Bu anlamda biz buradayız diyoruz. Her zaman bize ulaşabilirsiniz diyoruz. Ve biz de size ulaşabilmek istiyoruz bu anlamda. Başka hiçbir amacı olamaz zaten.

Muhabir : Yani iyi niyetle yaptık diyorsunuz. Ama ben yine de videoya alınmasının gerekçesini tam anlayamadım. Teker teker.

Tarkan Yavaş : Onu bilemiyorum, onu bilemiyorum. Yani buradaki arkadaşlar böyle bir şey olmadığını, herhalde böyle bir hissiyat meydana getirildiğini, ama böyle bir şey varsa da..

Muhabir : Bizden telefon alınmadı, basına ulaşma dediniz, basına ulaşma. Ama bizden telefon alınmadan, sadece isim ve görüntü alındı. Yani isimler, evet kayıtlarda var o, isim yazıldıktan sonra önce isme zoom yapıldı, sonra kişiye zoom yapıldı.

Tarkan Yavaş : Anladım

Muhabir : Aleni fişleme olmuyor mu bu?

Tarkan Yavaş : Hayır, hayır, böyle bir uygulamamız yok bizim. Yani böyle bir şey varsa, kim yaptıysa da bunu hemen iade etsin çıkartsın yani böyle bir uygulamamız olamaz, yani bunun bize ne faydası var. Sizi karşımıza almak, sizi tedirgin etmek gibi. Ne faydası olabilir bize, yani son derece, sonuçta biz gazetelerin istihbarat bölümlerini arayarak birtakım bilgiler veriyoruz, basın toplantısı yaptığımızda da sizi çağırmıyoruz, gazetelerinize bildiriyoruz.

Muhabir : Şöyle bir tashih edelim. Arkadaşımız görüntü alıyordu, isimleri kaydeden arkadaş hanımefendiler tepki gösterince o görüntü alan arkadaşımıza çekmeyin dedik ve arkadaşımız çekmemeye başladı.

Tarkan Yavaş : Yani tabi ki, gayet tabi, böyle herhangi bir şey olamaz. Yani böyle bir şey çok tali bir konu bu. Biz çok ana bir konuyla ilgilenirken böyle birşey söz konusu değil. Bir yanlış anlaşma var. O varsa da buradaki arkadaşlar onu düzeltecektir.

Kameraman : Kasedi iade edebiliriz.

Muhabir : Teşekkürler

Muhabir : Ben bir şey sorabilir miyim?

Tarkan Yavaş : Buyurun

Muhabir : Şimdi Adnan Oktar Bey ve Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili haberler bir süredir yoktu. Belli bir şey döneme girmişti. Bu aileler ile konular ortaya çıkınca böyle bir gelişme oldu, yani siz bu ailelerin sizden tamamen bağımsız olduğunu mu iddia ediyorsunuz ya da kişilerin, yoksa bununla ilgili konumunuz, duruşunuz nedir? Bir de bir şey daha, yani bu iddialar ortaya çıktıkça herhangi bir basın toplantısı yapmıyordunuz veya herhangi bir açıklama yapmıyordunuz. O zaman da iddialar söz konusuydu, ama şimdi bir açıklama yapıyorsunuz. Bunun nedenini de ben öğrenmek istiyorum.

Tarkan Yavaş : Şimdi tabi bugünkü olan direk Bilim Araştırma Vakfını ilgilendiren bir konu olduğu için, biz bu konuyla birinci ağızdan bilgi vermek istedik basına. Diğer konular ise bazı Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının, yakınlarının başına gelen olaylar ki, bunlar aile içi olaylar olduğu için biz böyle olaylara başından beri içine girmek istemediğimizi, çünkü zaten özellikle bizi içine sokmak istedikleri için böyle bir ortam hazırladıklarını söylüyoruz. Çünkü birkaç tane aileyi ortaya çıkartıp bunları sanki, koskoca Bilim Araştırma Vakfı'na mal edilecek şekilde bunları konuşturmak bu da işte bu düzenin bir parçası. O tespitiniz çok doğru, zaman zaman böyle tek bir noktadan düğmeye basılacak şekilde, bir anda BAV aleyhine çeşitli noktalarda haberler çıkıyor, çeşitli yalancı tanıklar bir anda ortaya çıkabiliyor, çeşitli haberler çıkıyor ve bunların hepsi bir kamuoyu oluşturmak için. Yani suni bir kamuoyu oluşturup, toplumda infial yaratmak için. Böylelikle Bilim Araştırma Vakfına karşı bir ortam hazırlanıyor, bir baskı ortamı oluyor, bir operasyon hazırlığı içerisine sokuluyor insanlar. Dolayısıyla bunların deşifre edilmesi lazım yoksa o ailelerle gayet tabi bizim bir ilgimiz olamaz. Yani o anlamda düşünürseniz binlerce aile var, şimdi bu kadar her insanın aile içi sorunları, böyle bir konumuz yok zaten, biz bunlarla ilgilenmiyoruz. Sadece bu insanları yönlendiren insanlar var. Bu kişiler de Bilim Araştırma Davasını başından beri takip edip, bizzat katılıp, aleyhimize şahitler ortaya çıkartıp, bir takım işte basına böyle yanlış demeçler verip, konuyu manipüle etmek isteyen insanlar. Bunların farkına varılması gerekir asıl.

Muhabir : Karşılaştığınız, genel olarak bahsettiğiniz iddiaların doğrultusunda iftiralar olarak nitelendirdiğiniz konuların somut muhatapları muhakkak vardır. Sizin bunlarla ilgili özel bir çalışmanız olacak mı? Gelecek tarihlerde falanca şöyle dedi, bizde karşısına böyle çıktık gibisinden, daha somut daha daha geniş kapsamlı bir araştırmayla basına yeniden karşılaşacak mısınız? Biraz daha farazi kalıyor. Muhataplarınızı muhakkak var, karşı duruşu olan kurum ve kuruluşlar var, fakat biraz daha somut bir şey bizim açımızdan daha aydınlatıcı olur.

Tarkan Yavaş : Biraz önce size bahsettim Adnan Bey'e, Adnan Oktar'a bir kokain komplosu yapıldı ve bu kanında ve evinde kokain bulundu. Yani çok açık bir şey. Ondan sonra yapılan incelemede bunların sonradan kanına, kanında çıkacak şekilde sonradan yiyeceğine ve içeceğine emniyette karıştırılmak suretiyle verildiği ortaya çıktı. Ve bu şimdi devletin mahkeme kayıtlarında var. Yani komplonun tamamiyle orada ispatı duruyor. Evinde bulunan kokainin de hakim tarafından, “Böyle bir tane iki tane paket bulunmuş, bu paketler nereden çıktı, nasıl, daha fazla arama yapmadınız mı?” gibi hakimin sorgusu üstüne bunun da bir düzen olduğu ortaya çıktı. Ve sonuçta Adnan Bey gözaltına alındı, hiçbir tutuklanma olmadan beraat etti bu konuda. Şimdi böyle birçok somut olay var ortada. Böyle bir şey varken biz artık ne diyebiliriz yani. Artık bunun araştırılması için devletimizin ilgili kurumlarına biz yazıyoruz, yani şu anda bu basın bilgilendirmesi, ama biz bu konudaki ciddi düşüncelerimizi ve görüşlerimizi de devletin ilgili birimlerine yazıyoruz. Mesela son 1999 yılında Bilim Araştırma Vakfı’na karşı yapılan operasyonda da akla hayale gelmeyecek iddialar ortaya atıldı. Ve karalamalar oldu. Daha bizim adımıza ifade olarak söylenen şeyler gazetelere servis edildi. Sonuçta bir bakıyorsunuz, biz bu davada işte şantaj dediler. “Bana şantaj yaptılar” diyen kimse yok. Sadece Ebru Şimşek isimli bir bayan vardı, onun da yalan söylediği gene 2. Ağır Ceza Mahkemesi bilirkişisi tarafından kayıtlarla ortaya çıkarıldı. Dediler ki “işte kameralar var, gizli kameralar”. Ortada hiçbir gizli kamera olmadığı, polisin el koyduğu kameraların bahçe kameraları olduğu ortaya çıktı. Dediler ki “bir çıkar var” dediler. Aslında burası çok önemli, hep böyle bir çıkar örgütü lafı var. “Bir çıkar var” dediler, hepimizi araştırdılar. MASAK, Mali Suçlar Komisyonu bir araştırma yaptı. Üç tane büyük dosya hazırladı, rapor hazırladı mahkemeye. Bunların hiçbirinde ne bizim şahsımızla, ne şirketlerimizle, ne kurumlarımızla, ne de vakfımızla herhangi bir gayri kanuni, gayri meşru bir kazancın olmadığını tespit etti. Şimdi bunun gibi daha yüzlerce delil var dosyamızda. Yani bu yedi senelik bir süreç, yedi senedir süren bir dava, yüzlerce delil var burada, ve konu çok, son derece netleşmiş. Ama şimdi bir bakıyorsunuz 99 yılına, işte dönemin İçişleri Bakanı diyor ki “Apo'dan daha tehlikeli insanlar”. Böyle demeçler verebiliyor, yani bu baskıyı etkilemek anlamında söylüyorum, pardon yargıyı etkileme anlamında söylüyorum. Bunun gibi şeyler oluyor, ama sonucuna bakıyorsunuz. Yüzlerce delil birikmiş dosyada ve onanan bir beraat kararı verilmiş. Ama bugün tekrar bakıyorsunuz, bir anda, işte son dönemde ortaya çıkarılan aileler, böyle işte duygu sömürüsü yaptırılan, toplumun vicdani duygularına hitap edecek şekilde sömürü yapan insanlar ortaya çıkıyor ve bir anda da böyle haberler ortaya çıkıyor. 7 senelik yapılan araştırmalar ve 10'a yakın mahkemenin verdiği kararlar bir kenara atılıyor. Deniyor ki Bilim Araştırma Vakfı'nın suç örgütü olduğu söyleniyor ya da böyle bir karar var deniyor, böyle bir kararın resmiyeti yok. Resmiyeti olmayan bir kararı ve bu kadar önemli bir kararı, bu kadar insanın hayatını etkileyecek bir kararı nasıl bu kadar pervasızca yayınlanabilir, nasıl böyle bir servis yapılabilir ve buna nasıl itibar edilebilir. Ve bu konuyla biraz ilgilenen varsa, bu konunun içeriğini birazcık böyle aklen vicdanen inceleyen varsa, böyle bir kararın mantık dışı, akıl dışı bir şey olduğunu herkes bilir ,yani böyle bir şey olamaz yani. Yani bizim istirhamımız bu konularla biraz daha yakından ilgilenilmesi ve akla ve mantığa uygun yaklaşımlarda bulunulması.

Muhabir
: Cumhurbaşkanı seçimi öncesi biliyorsunuz, Türkiye'de bir kamplaşma başladı, laik anti-laik süreci. Şimdi bu süreç çerçevesinde, acaba mesela dün Sabah Gazetesi'nin 1. sayfasında mayo haberleri bile Yargıtay tarafından kapatılma sebebi olarak dosyaya eklendi. Bu süreçle ilintili olabilir mi, sizin bu son günlerdeki bu yaşanan gelişmeler?

Tarkan Yavaş : Şimdi şöyle. Malumunuz bir seçim dönemine giriliyor. Ve tabii böyle seçim dönemlerinde birçok şey olabilir, çünkü belirli bir şey var. Tabii gündem farklı ve belirli bir telaş var ortada, böyle bir telaş ortamında ya da böyle bir kargaşa ortamında diyeyim, Bilim Araştırma Vakfı'na karşı komplo yapılması için çok uygun bir dönem olarak algılanmış olabilir. Gayet tabii mümkündür böyle şeyler. Yani kamuoyunun ve devletimizin belki dikkati başka bir noktadayken, bu arada da Bilim Araştırma Vakfı'na yönelik böyle bir komplo gündeme getirilmiş olabilir.

Muhabir : Tarkan Bey bu Yargıtay kararını biz de takip ediyoruz bekliyoruz hepimiz. Karar yazılanlar gibi çıkarsa tavrınız ne olacak?

Tarkan Yavaş : Şimdi şöyle. Bir kere bu kararın olmadığı yönünde, yani ilk başta onanması gereken, yani zaman aşımında onanması gereken şekilde olduğu yönünde Başsavcılığın da Yargıtay Başsavcılığı'nın da bir talebi oldu. Daha önce de izah ettiğim gibi, bir suç örgütü olmadığı yönünde de 9 tane mahkemenin, ki bunlar Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin mahkemeleri, Ağır Ceza Mahkemeleri, yani birçok mahkemenin de kararı var. Dolayısıyla gerçekten hukuken ve aklen, vicdanen böyle bir şeyin olmasının mümkün olmadığı çok açık. Yani son derece sürpriz bir şey, yani böyle aklın mantığın dışında bir karar. Yani bu kadar insan dinlendi, şahitler, deliller ortaya kondu ve çok uzun savcı mütalaaları var beraat verilmesi yönünde. Çok uzun bunlar. Yani hukuken çok gerekçeleriyle anlatılmış izahlar. Dolayısıyla böyle bir şey mümkün değil. Kaldı ki böyle bir karar varsa, yani ortada yokken bunun böyle yansıtılması da çok şaibeli. Yani anlatabiliyorum değil mi söylemek istediğimi. Yani ortada böyle bir karar yok. Ne biz gidiyoruz. mesai saati bitimine kadar avukatımız talep ediyor. Böyle bir karar varsa bilelim. Çünkü en doğal hakkımız, ilk bizim bilmemiz gerekir bizi ilgilendirdiği için. Ama böyle bir karar yok deniyor. Sonra internet sitesine giriyoruz. Yargıtay'ın internet sitesine, oradan bakıyoruz. Orada da “Süreç devam etmektedir” ibaresi var. Böyle bir şey yok ortada. Olmayan bir şey böyle bir gündem yapılıyor. Bunların hepsi maksatlı, yani bunu çok rahat söyleyebiliyorum. ılla çok somut isimler vermeme gerek yok. Bu Bilim Araştırma Vakfı'nın ve Adnan Bey'in tarihçesine biraz şöyle geriye bakıldığında, siz bunları hatırlarsınız, hep böyle şeylere maruz kalmıştır. Bunlar hep somut delillerdir, yani devletin kayıtlarına geçmiş komplolardır. Ve yönlendirmelerdir bunlar.

Muhabir : Anadolu Ajansı Muhabiri haberin arkasında duruyor mu, biliyor musunuz?

Tarkan Yavaş : Anadolu Ajansı Muhabiri şunu söylüyor. Yani bunu nereden çıkardınız, biz de bilelim biz de aydınlanalım. Onun söylediği şu, arkadaşımıza, diyor ki: “Ben böyle bir şey yok, elimde karar yok, sadece sözlü bir haber, sözlü” diyor. Yani şimdi siz düşünsenize koskoca 8. Ceza Dairesi. Yargıtay. Sözlü birisi birine bir şey söylüyor. Kim söylüyor, o da belli değil. Kim söyleyebilir, bir de kimin böyle bir yetkisi olabilir?

Muhabir : Gazetecilik başarısı olabilir, ama yani henüz açıklanmamış bir şeyi öğrenmek.

Tarkan Yavaş : Öyle söylemiyor, yani sözlü diyor. Ama bu gazetecilik başarısıyla ilgisi yok. Çünkü orada siz okumuşsunuzdur o ibareleri, son derece saçma ibareler var orada. Yani bizim dosyamızla da alakası olmayan, yani şu ana kadar hiç duymadığımız iddialar. Diyor ki şu kişi diyor şöyle, mesela şu kişi şöyle şunu yapmıştır diyor şununla ilgilenmiştir diyor. Şu şöyle olmuştur, yani böyle bir tamamen bir kurgu var orada. Yani o kurgu şu ana kadar bizim karşılaştığımız bir iddia değil yani ve hiçbir mantığı yok o kurgunun, son derece hiç duymadığımız ithamlar, son derece yanlış yakıştırmalar ve bağlantılar var orada. Yani kendi içinde de çelişkili bir haber o. Sonra son dönemdeki olaylarla bağlantısı kurulmuş. Mesela bu da çok esrarengiz. Yani son dönemdeki olaylarla ne ilgisi var bir kere bu olayın. Bilim Araştırma Vakfı'nın ne ilgisi var. Bir de yani bu ailelerin bu kendi aile içi meseleleri o, çocuklarıyla meselelerin bizimle ne ilgisi var? Ve bu konuyla neden bağdaştırılıyor? Ta 8 sene önceki açılmış bir davayla nasıl bağdaştırılıyor? Bunların hepsi çok esrarengiz, yani bir araya topladığınızda bu çok net görülür.

Muhabir : Bir şey soracağım. Siz az önce ailelerin bizimle alakası yok dediniz, yani bizim vakfımızla. Ama birçok aile de şunu yani Bilim Araştırma Vakfı olarak değil de “Adnan Hoca, yani kamuoyunda bilindiği için Adnan Hoca ya da Adnan Oktar grubuna girdi ve hayatı mahvoldu” diye lanse ediyorlar. Yani Bilim Araştırma Vakfı'na gitti, orada araştırmalar yapıyor, diye değil. Ve birçok şey de mesela aileler de Ceylan Özgül olsun, ondan sonra Oktar Babuna olsun, daha sonra hep onlar da ailelerine yönelik bazı ithamlarda bulunuyorlar. Bunu nasıl açıklayacaksınız?

Tarkan Yavaş : Şimdi ben daha önce de bu konuda açıklama yapmıştım. Aile içi meselelerin bir kere gündeme gelmesini tasvip etmediğimizi söyledik. Ben bizzat başkanı olduğum vakıf adına bunu söyledim. Yani bunları tasvip etmiyoruz. Bizimle ilişkilendirilmesi son derece yanlış, çünkü şunu söylüyoruz. O kişileri yönlendiren insanlar var. Ve bu kişiler, bu birkaç aile, bunlar da Bilim Araştırma Vakfı Davası'na bizzat getirilmiş insanlar. Yani yargıyı etkilemek için bizzat hakim önüne çıkarılmış insanlar. Bu kişiler hiçbir şekilde Bilim Araştırma Vakfı'na herhangi bir şey söylemiyorlar, bunlar diyorlar ki işte çocuklarımızla böyle bir sorunumuz var göremiyoruz edemiyoruz diyorlar, yani bununla biz ne yapabiliriz? Yani kimse kimseyi zorla alıkoyamaz. Herkes çocuğuyla görüşebilir, herkesin kendi problemleri olabilir, yani bunların içine bizi dahil etmeyin diye söylüyoruz. Bunun dışında yapabileceğimiz bir şey yok. Özellikle yönlendirilmiş insanlar. Çünkü ortaya koydukları bir şey de yok. Zaten o insanların çocukları sonradan çıkıp söylüyorlar, diyorlar ki biz 30 yaşında 40 yaşında insanlarız diyorlar. Kendi hür irademizle bir seçim yaptık diyorlar. Bir hayat tarzı kendimize benimsedik, biz o tarzda gidiyoruz diyorlar ve buna saygı gösteren her insana da biz de saygı gösteririz diyorlar. Kendi anne-babalarına karşı da hürmetkar olduklarını söylüyorlar. Yani zaten böyle olması gerekir biz de kendi inancımıza, örfümüze göre aileye hürmetkar ve saygılıyızdır.

Altuğ Berker : Biz biraz gelişimi izah ettik konuların onlar soruya geçmişlerdi...

Adnan Oktar : Evet devam edin, ben dinliyorum inşaAllah, buyrun

Tarkan Yavaş : Sorularınıza devam edebilirsiniz.

Muhabir : Adnan Bey'in yorumunu alalım, bugün çıkan haberle ilgili.

Adnan Oktar : Soru şeklinde olursa, siz sorarsanız ben cevaplayayım.

Tarkan Yavaş : Soru şeklinde olursa...

Muhabir : Bugünkü haberi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Adnan Oktar : Haberin bir kere aslı astarı yok. Kaynağı belli değil. Böyle şeyleri biliyorsunuz, hukuki süreçte bu belge taraflara ibraz edilir, onlar bunu basına yansıtırlar, yoksa illegal olarak gizlice belge elde edilmesi veyahut gizlice bilgi edinilmesi mevzubahis değildir. Ayrıca bunun astarı ve gerçeği de yok. Doğru da değil, çünkü 5 mahkeme kararı 2 tane Yargıtay kararı var bu konuda. Tamamen aldatıcı, samimi olmayan, eski açıklamalara dayalı, bir masa-başı haberidir. Aslı yok, inanmamak gerekir.
Ama gene sorularınız olursa cevap verebilirim.

Muhabir : Karar birkaç gün sonra, yayınlanan haber gibi çıkarsa?

Adnan Oktar : Değil, inanabilirsiniz.

Muhabir : Bazen öyle oluyor.

Adnan Oktar : Çünkü, hayır, hayır. Çünkü Türk adaleti o kadar sanal bir adalet değildir. Türk adaleti gerçek adalettir, savcının beyanı açıktır. Savcı mütalaasını vermiştir. 4422 olmadığını, hatta zamanaşımına uğradığını açıkça beyan etmiştir. 5 ayrı mahkeme kararı, 2 tane de Yargıtay kararı vardır bu konuda. Bu hiç inandırıcı değil. Ama yargıya baskı yapmak için bir kısım odaklar böyle kendilerince kurnaz bir yönteme başvururlarsa Türk adaleti böyle bir oyuna gelmez.

Muhabir : Ailelerin sizinle ilgili iddialarına ne diyorsunuz?

Adnan Oktar : Efendim?

Muhabir : Ailelerin sizinle ilgili iddiaları vardı.

Adnan Oktar : Ben aileleri gerçekten çok seviyorum, çok şefkat duyuyorum. Yani aslında onlarla görüşmek de isterim. Yani ben Türk annelerine, Türk babalarına, Türk insanına karşı her zaman sevgi, saygı duyarım. Özellikle anneler. Burada bir yanlış anlaşılma mevzubahis oluyor. Zannediyorum görüşerek veyahut konuşarak bunların hepsi halledilmesi mümkün olan şeyler.

Muhabir : Öyle bir girişiminiz var mı, peki ailelerle görüşmek için girişimleriniz var mı?

Adnan Oktar : Tabii ki yani aklı başında, makul insanlarla görüşmek benim çok hoşuma gider. Ama tabii bu açıklamam çok önemli. Aklı başında ve makul insanlarla. Sevgi duyarım ben, insanlarla konuşmak, insanlarla kaynaşmak çok zevk aldığım bir şey.

Muhabir : Peki az önce de sorulmuştu gerçi de, uzun zamandır işte sizinle ilgili haberler de, Bilim Araştırma Vakfı'yla ilgili haberler çıkmıyordu. Özellikle son günlerde, işte Ceylan Özgül olayı olsun Oktar Babuna-Cevat Babuna olayları olsun ve bu davayla tekrar gündeme geldiniz. Bu bilinçli yapılan bir şey mi ve somut olarak kim yapıyordur bunları, yani size yönelik sizin aleyhinizde olan kimler var?

Adnan Oktar : Arkadaşlar işin doğrusu Bilim Araştırma Vakfı ve ben Darwinizm konusunda dünya çapında hakikaten çok güçlü bir mücadele veriyoruz ve dünya çapında da gerçekten çok etkiliyiz. Dünyada materyalizm ile idealizmin bir mücadelesi vardır. Bu ta Hz. Adem devrinden başlamıştır, kıyamete kadar da devam edecektir. Yani inananlarla inanmayanların mücadelesi. Bu inanç mücadelesi içerisinde bir şeyler olur, yani gayet normaldir. Ama Türk adaletine güvenmek lazım. Adaleti güçlendirmek lazım. Türkiye'de hukuku güçlendirmek lazım. Sayın Nuri Ok Beyefendi'nin dediği gibi “hukuka Türkiye çapında destek olmamız gerekiyor”. Yani hepimiz ivedilikle hukuka özellikle sahip çıkmamız lazım. Eğer hukuk giderse Türkiye'de her şey gider. Hukuku ayakta tutmak lazım, güçlendirmek lazım. Özellikle hukuk insanlarına saygı duymak onları kollamak, onlara her türlü desteği sağlamak gerekiyor. Hem devlet olarak hem millet olarak. Buna çok özen göstertmemiz gerekiyor. Buyurun.

Muhabir : Siz. belirttiğiniz gibi, Darwinizmle konusunda ve diğer konulardı dünya çapında mücadele veriyorsunuz. Ama Türkiye’de bir suç örgütü lideri olarak nitelendiriliyorsunuz. Bu sizin halet-i ruhiyenizde nasıl bir etki meydana getiriyor.

Adnan Oktar : Ben böyle şeylerden kesin etkilenmem. İnanan bir insan olarak asla etkilenmem. Hatta beni bayağı teşvik eder böyle şeyler. Çok canlandırır. Heyecanlandırıyor. Hatta olmadığında ben bitkinleşiyorum doğrusunu söyleyeyim. Ben üstüme gelindikçe canlanan, heyecanlanan, şevki artan bir insanım. Bu tip şeyler beni çok açar. Ve hiçbir şekilde de rahatsız olmuyorum, Çünkü ibadettir bunlar. Ben bundan sevap kazandığımız düşünüyorum ve son derecede mutlu oluyorum. Ama ilmi mücadele tabi ilmi zeminde ve akılcı zeminde devam ediyor ve edecektir de.

Adnan Oktar : Arkadaşlar beni her zaman bulamazsınız. Merak ettiğiniz şeyler varsa, hepsini sorabilirsiniz.

Muhabir: Düğmeye basıldığını söylediniz. Birilerinin düğmeye bastığını söylediniz. Ama arkadaşımız da sordu. Yani ortaya fotoğraflar döküldü, davalar açıldı. Yani bunu basının başlattığını söylemek bence yanlış olur. Açılan davalar ve ortaya atılan fotoğraflar var. En azından size yakın olan isimlerin, fotoğraflar konusunda görüştünüz mü, yani bunları vermemeleri, bu şekle gelmemeleri için herhangi bir girişiminiz oldu mu?

Adnan Oktar : Çok özür dilerim, fotoğraftan kastınızı anlamadım.

Muhabir : Bir dava açıldı, ortaya çıkan bazı fotoğraflar oldu ve manşetlere taşındı. İşte biliyorsunuz, Oktar Babuna olayını kastediyorum. Size yakın olan isimlerin, en azından bu dava konusunda geride durmaları yönünde bir görüş belirttiniz mi? Çünkü ailelerle görüşebileceğinizi söylediniz. Bu yönde bir çalışmanız oldu mu?

Adnan Oktar : Ben Ceylan'ın babasını televizyonda seyrettim, ve gerçekten çok şevkat duydum ve çok rahatsız oldum. Yani hiç hoşlanmadım, öyle bir durumun olmasını hiç benimsemedim. Ama bugün Ceylan'ın babasıyla görüştüğüne dair bana bir haber geldi. O da beni çok açtı, çok sevindirdi. Aralarının iyi olmasını düzelmesini çok isterim. Mutlu olmalarını çok isterim, yani çok daha iyi olmalarını çok isterim. Aileleriyle aralarının açık olması hiç hoş değil, hiç istemem, hiç kimse için istemem. Herkesin hoşgörü, kardeşilik, sevgi bağları içinde birbirlerini sevmesi, anlayışlı olmasını isterim. Fikir ayrılıkları da olabilir, hiç önemli değil, ateist olabilir, materyalist olabilir. Hiç önemli değil, ben o insana saygı duyarım. Sevmek mecburiyeti yoktur, ama saygı mutlaka şart, herkesin birbirine saygı duyması.

Muhabir : Yani siz şey yaptınız mı, mesela Oktar Babuna'nın mahkeme çıkışında babasına söylediği şey ya da annesi hakkında, yani ağzımıza bile alamayacağımız birtakım lafları sarf etti, yani siz Oktar Babuna'yı karşınıza alıp, “Bak, onlar yanlış yapmış olabilir, ama sen de böyle karşılarına çıkma” diye, ya da Ceylan’a böyle bir uyarıda bulunuyor musunuz?

Adnan Oktar : İnanın ben televizyonda seyrettiğimde o sahneyi gördüğümde böyle şok oldum, yani çok şaşırdım. Yani böyle bir garip oldum. Çok hayret ettim. Sonra da arkadaşlarım kanalıyla haber gönderdim ve aralarının düzelmesi için de gayret ediyorum. Yani hiç hoş değil, hiç kabul etmiyorum. Elimden gelen gayreti de yine göstertirim.

Muhabir : Bir de efendim, az önce de beyefendi, kusura bakmayın ama biraz önce de vakfın başkanı olarak, kusura bakmayın, isminizi tam olarak hatırlayamadım, çok güzel Atatükçüyüz dedi, ileriyiciyiz dedi, devamlı araştırmadan yanayız dedi. Anlattığı profil gerçekten güzel, yani çağdaş Türkiye olarak baktığında. Ama peki bu kadar böyle güzel işler yapıyorsanız, eğer niye size karşı çıkıyor insanlar, ne var? Yani dediğiniz gibi çok güzel araştırmalar yapıyorsanız niye bu takım iddialar var hakkınızda.

Adnan Oktar : Demin de söyledim, materyalizmle idealizmin mücadelesinde bu tip bir yapı bütün dünyada vardır. Yani bunu çok makul görmek lazım. Ama tabi bunun fikri mücadele bazında kalması gerekiyor, fakat öyle kalmıyor. Daha değişik bir zemine geliyor. Bu da tabi iç açıcı bir şey değil.

Muhabir : Yani siz bunların hepsini Darwinizm’le ilgili çalışmalarınıza mı bağlıyorsunuz

Adnan Oktar : Tabi tabi nettir bu. Çünkü çok sarsıcı bir şey bu. Yani Darwinizmin böyle dünya çapında bu derece ağır yara alması, bu derece güçlü bir çıkış yapılması, tabi ki çok sarsıcı olmuştur. Mesela Fransa'da çok sarsıcı olmuştur. Avrupa'da çok sarsıcı olmuştur. Hayret meydana getirmiştir. Materyalizm de buna karşı kendince bir atak yapacaktır, ki yapıyor nitekim.

Muhabir : Gazetelerde ve basında çıkan haberlerde sizin lüks bir hayat tarzı yaşadığınız ve bu hayat tarzının da etrafınızdaki insanlardan temin edildiğine dair haberler var. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Adnan Oktar : Hayır. Ben en başından beri, en daha ilk akademi yıllarından beri hiçbir şekilde tek bir hediye almamakla bilinirim. Arkadaşlarımın hatta arabasına dahi binmezdim ben. Bilinir yani herkes bilir. O devirdeki arkadaşlarımı bulun akademideki arkadaşlarımı en ufak bir hediyeyi dahi kabul etmezdim. Yine prensibim o şekildedir. Kendi kazancımdır şu anki harcadığım para ya da her türlü metayı kendim elde ediyorum.

Muhabir : Nereden?

Adnan Oktar : Ticari faaliyetlerim var ondan.

Muhabir : Ne gibi, açıklayabilir misiniz biraz?

Adnan Oktar : Ticari faaliyet tabi detay verirsem, ticari faaliyetlerim durabilir.

Muhabir : Vakıfla bağlantılı ticari faaliyet mi?

Adnan Oktar : Arkadaşlarımla, vakıfla değil, arkadaşlarımla.

Muhabir : Bir şey sorabilir miyim? Neden yani takma isim kullanıyorsunuz? Mücadele verdiğinizi söylediniz, ama bunu neden kendi adınıza yapmıyorsunuz, yani neden takma isim?

Adnan Oktar : Bu çok makul, çok yaygındır müstear isim. Yani Türkiye'de özellikle çok yaygın bir şeydir.

Muhabir : Sizin kullanmanızın özel bir sebebi var mı efendim?

Adnan Oktar : Yoo çok bilinen bir şeydir yani birçok yazar 100'e yakın yazar söyleyebilirim, müstear isim kullanır.

Muhabir : Etrafınızdaki yapılanma hep böyle elit kesimdeki insanların çocuklarından, elit okullarda okumuş gençlerden oluşuyor. Bu seçkincilik özellikle nereden kaynaklanıyor?

Adnan Oktar : Şöyle olabilir benim kanaatim: bütün benim milletimin hepsi seçkindir, onu bir kere söyleyeyim. Ama mesela Saint Benoit'te okuyan bir öğrenci Saint Benoit'ten arkadaşları oluyor, mecburen. O da zincirleme öyle bir yapı varmış gibi göstertiyor. Yani kasten yapılmış gibi göstertiyor. Değil. Yoksa ben fakir insanlara da çok sevgi duyarım. Onlardan da çok arkadaşlarım var.

Muhabir : Güncel konularla ilgili bir şey sormak istiyorum

Adnan Oktar : Tabi

Muhabir : Siz Darwinizmle yaptığınız mücadele ile tanınıyorsunuz. Türkiye'de Darwinizm gerçekten çok büyük bir tehlike arz ediyor mu? Mesela son mitinglerde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan Darwinizm'le ilgili şeyleri, yani yaradılışla, inançla ilgili şeylerin ilkokullarda okutulduğundan şikayetçi oldu. Bu bir tehlike mi gerçekten?

Adnan Oktar : Bence bilim özgür olsun, yani bunun üstünde baskı yapılması, bundan korkulması çok yanlış. Darwinizm anlatılsın, karşıtı da tam anlamıyla anlatılsın. Ona gençler karar versinler. Yani sakın karşıtını okumayın, yani bu otomatik olarak merak meydana getirir. Daha fazla araştırma isteği meydana getirir ve mutlaka araştırıp okuyorlar. Onun için ben bilimde baskıya karşıyım. Yani son derece özgür olması lazım.

Muhabir : Laiklikle ilgili, mitinglerle ilgili görüşünüz nedir? Laiklikle ilgili mitingleri takip ediyor musunuz?

Adnan Oktar : Tabi ki tabi ki. Kalbim coşuyor o bayrakları görünce, milletimizi görünce. Ben ilerici olmaktan çok zevk alan, aydınlıktan çok zevk alan bir insanım. Yani çağdaş Türkiye'yi savunan her insan benim dostumdur. Çok mutlu oluyorum.

Muhabir : Sizi bulmuşken yaklaşan seçimlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Adnan Oktar : Türkiye için en hayırlısı neyse o olsun tabi ki. Yani ben özgürlük, demokrasi istiyorum, barış istiyorum. Fikir özgürlüğü istiyorum, komünistler de çok rahat olsunlar fikirlerini açık açık anlatsınlar, ateistler de anlatsın, dindarlar da anlatsın. Ama şiddet de olmasın, özgürlüğü engelleyen insanlar da olmasın. Benim demek istediğim bu.

Muhabir : Bayrakları görünce coşuyorum dediniz de, sizi bayraklar mı coşturuyor yoksa mitingi düzenleme gayesi, yani mitingde söylenen sözler..

Adnan Oktar : Tabi ki tabi tabi hepsi beraber.

Muhabir : Yani orada yaratılış gerçeğiyle ilgili söylenen sözlerle ilgili olarak...

Adnan Oktar : Ama o yalnızca Türkan hanımın görüşü. Oraya gelen birçok insan, çok çok büyük bir kitle, eğer orada bir araştırma yapacak olursak yüzde seksen yüzde doksan Darwinizme karşı çıkar. En az. Bu da Türkiye'deki başarımızı göstertiyor. Yani övünerek söyleyebilirim. Bu da Allah'ın bir lütfu. Yani Türkiye'de, Darwinizm'e inanan insan sayısı en düşük Türkiye'dedir. Bütün dünya çapında.

Muhabir : Çıkan haberin, aslı astarı yok dediniz, ama bu haberin kaynağı devletin ajansı.

Adnan Oktar : Hangisi?

Muhabir : Yani o ilk başta açıklama yapmanıza sebebiyet olan Yargıtay'ın kararı.

Adnan Oktar : Bakın böyle illegal haber olmaz, böyle illegal haber olmaz. Bak açık açık söylüyorum. Bu illegal haberdir. Ve psikolojik baskı yapmak için, Yargıtay üyelerine baskı yapmak için. Artık çok sırıtıyor olay, aşırı derecede sırıtıyor. Bakın 5 mahkeme kararı var. 30’a yakın hakimin kararı var bunun içinde. 15’e yakın savcı kararı var. Ve iki kere Yargıtay kararı var. Böyle bir oyun olmaz, buna herkes güler. Ve netice alınacak bir oyun olmaz bu. Ve Yargıtay da böyle bir oyuna asla gelmez. Açık açık söylüyorum. Böyle demagojiye gerek yok, dürüst olmak lazım. Gelir belgesi açık açık konur. İllegal bilgi olur mu? Bu illegal bilgidir. Sitesine giriyoruz yok, soruyoruz yok. Bize böyle bir bilgi gelmemiş. Kimseye gelmemiş. Nasıl gelmiş beyefendiye bu bilgi? Fısıltıyla olmaz. Fısıltıyla her zaman haberler gelir ve her zaman da yalanlanır.

Muhabir : Bu haberle ilgili bir girişiminiz olacak mı hukuki?

Adnan Oktar : Evet. Başvuruldu zaten. Bugün 3 ayrı dava açıldı hatırladığım kadarıyla.

Muhabir : Son dönemde hem BAV'ın hem de sizin çok fazla olay içinde anılmanız söz konusu oldu. Siz bir TV'ye röportaj verdiniz. Bugün buraya geldiniz. Şaşırdık açıkcası. Daha önce daha ketumken şimdi daha açık, en azından basına. Burada son derece rahat olduğumuzu hissediyorum. BAV fahri başkanı olarak bir ünvanınız var. Bundan sonra bu yönde bir çabanız olacak mı, yani bu şeffaflık ne getirecek? Yani sizin yeni bir çalışmanız olacak mı? Yeni bir atak olacak mı? Ne bileyim neler düşünüyorsunuz bundan sonrası için?

Adnan Oktar : Çalışmalarım genelde ilmi planda genelde biliyorsunuz. Sosyolojiyle ilgili, felsefeyle ilgili, bilimle ilgili araştırmalar üzerine olur. Barışçıl bir insanım ben. Daima demokrasi içinde, fikir özgürlüğü içinde, karşılıklı anlayış içinde fikirlerin tartışılması ve insanların özgürce karar vermesi buna.

Muhabir : Neden 3 dava açıldı bu Anadolu Ajansına. 3 dava açıldı dediniz. Genel olarak BAV çok sayıda dava açıyor, çok sayıda başvuruyla bir sürü dava açıyor bildiğim kadarıyla. Bugün yine Anadolu Ajansı'na karşı yine aynı şey mi yapılacak? Muhtemelen herkese ayrı ayrı açıyorsunuz.

Adnan Oktar : 3 ayrı gazeteye. Ama bu normal, çünkü yalan haber. Normal.

Muhabir : Devamı gelecek mi üyelerden?

Adnan Oktar : Eğer yine varsa yalan haber çıkan gazete, tabi ki tekzip edilmesi kastıyla, tabi ki açılması gerekir.

Muhabir : BAV'ın bütün üyeleri dava açıyor genelde

Adnan Oktar : Hayır hayır hayır, ben o derece abartılı bir şey olduğunu zannettmiyorum. Yani makul ölçüde, her Türk vatandaşının yapacağı ölçüde olacağını düşünüyorum. O şekilde.

Muhabir : Cumhurbaşkanı seçimleri şürecinde, şu anki seçimler sürecinde, Türkiye'nin laik, anti-laik diye iki cepheye ayrılmasını siz Adnan Oktar olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Adnan Oktar : Bir kere kesinlikle laiklikten ödün verilmemesi lazım. Yani her halükarda laikliğin sonuna kadar savunulması lazım. Bu konuda kim ne savunuyorsa haklı. Çünkü laiklik gittiğinde din de gider ve müthiş bir kargaşa gelir.

Muhabir : Adnan Bey size yönelik yapılan operasyonların ardından televizyonlara ve gazetelere yansıyan görüntüler vardı. Sizin yaşadığınız evlere dair. İşte bizim görüntülediğimiz şeyler vardı, lüks altın kurnalar falan. Benim bir gelirim yok diyorsunuz lüks yaşamayı sevmem diyorsunuz, ama bu yansıyan görüntülerde mi komplo?

Adnan Oktar : Arkadaşlar, Silivri'de bir çiftliğin, biliyorsunuz çekimleri basına yansımıştı. Bakın inanın oradaki bütün yaşayanlar da şahit, tek bir kere oraya gitmiş değilim, tek bir kere. Ama diğer eve, Kandilli’deki eve zaman zaman gitmişliğim olmuştu, o doğru. Ama bana ait bir yer değil.

Muhabir : Kime ait peki? Yani vakfa mı aittir yoksa ...

Adnan Oktar : Yok arkadaşlarıma ait. Vakfa ait değil.

Muhabir : Bir şey sorabilir miyim?

Adnan Oktar : Tabi buyurun

Muhabir : Bir dava yürüttüğünüzü söylüyorsunuz. Yani size gönülden inanan insanlar olduğunu da söylüyorsunuz, belki vardır. Onlar size bir bağış yapmak istedikleri zaman, mücadelenize bir katkı vermek istedikleri zaman kabul ediyor musunuz?

Adnan Oktar : Hayır hayır bakın söylüyorum. Akademideki arkadaşlarıma gidin sorun, bilirler. Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisindeyken, ta o dönemde. Onların arabasına dahi binmezdim ben. Ve hiç bir şekilde hediye kabul etmezdim. Bir kere bir kutu baklava getirmişlerdi. Mahçup etmemek onu söyledim kendilerine açtım yedirtirdim. Ve hiç bir şekilde kabul etmediğimi bir daha yapmamalarını rica ettim. Hiç bir şekilde kabul etmem.

Muhabir : Seçim sürecinde BAV ve Adnan Oktar olarak kendinizi hangi siyasi partiye daha yakın hissediyorsunuz?

Adnan Oktar : Bütün sağ partileri destekliyorum. Biliyorsunuz, benim özelliğimdir.

Muhabir : Sayın Oktar bütün bu karşılaştığınız olumsuzluklar, davalar ve cezalar filan her şey bir yana ilmi araştırmalar nasıl gidiyor?

Adnan Oktar : Tabi ki yoğun bir faaliyet var biliyorsunuz...
Peki, ben de çok teşekkür ederim, çok sağ olun, zahmet ettiniz, geldiniz, lütfettiniz, şeref verdiniz, kerem buyurdunuz, çok hoşuma gitti, çok memnun oldum, çok teşekkür ederim.